3-2-1 Perde!
Güneşli, ılık bir sonbahar akşamüstü saati… Eski ama hala canlı binaların arasından geçerek onlara baka baka buluyorum yolumu. Pencerelerdeki kediler çarpıyor gözüme. Hepsi sanki benim oradan geçeceğimi biliyor gibi cama çıkmış. Merakla beni izliyorlar, ben de onları. Saksılar var kenarlarda. Begonviller, sardunyalar sarkıyor içlerinden. Çocuklar, okuldan eve dönüyor bu saatlerde. Yakalar birbirine karışmış, çantalar omuzlardan aşağı kaymış. Belli, kimi top peşinde koşmuş da susamış, kimi ip atlamış da yorulmuş. Kıpkırmızı yanaklar, dağınık saçlar ama hepsinde mutlu suratlar…. Yukarıdan gelen ses beni çağırmıyor ama gayri ihtiyarı ben de kafamı kaldırıyorum, nedense. Küçücük Fransız balkondan genç bir kadın beline kadar sarkmış, aşağı sesleniyor. - Mine, çok oyalanma sakın! Dönerken de bakkal Hüseyin’den ekmek almayı unutma. O sırada apartmanın kapısından çıkmış ışık hızıyla bir kız çocuğu geçiyor yanımdan, simsiyah saçları beline kadar iki yandan örgülü. Bir elinde kırmızı bir top, ...