Buluşma

Çok uğraştım, çok çaba sarf ettim. Kendimce en doğrusunu bulmaya çalışmak için. Kendi yolumun doğrusunu, daha doğrusu…Yollar yürüdüm, denizler aştım, eşikler atladım. Gerçek hayatta yapmadıysam da bunu beynimin içinde yaptım. Aklımın odalarına defalarca girdim çıktım, her milimini arşınladım. En azından artık şeffafım kendime karşı, dürüstüm. Doğruyu, yanlışı bilmesem de kendimi biliyorum şimdi, en azından. Aslında inanmıyorum ben doğruya, yanlışa… Bile bile yapılanlar dışında her şey bence biraz göreceli. Varlık ne kadar geçiciyse doğru da bir o kadar göreceli bence işte. Değişiyor, evriliyor, büyüyor, küçülüyor. Neticede bu hayatta hiçbir şey olduğu gibi durmuyor. Bir ‘dengesizlik’ durumunu çözemedim henüz, ne yalan söyleyeyim. Ama deniyorum, gerçekten deniyorum. Barış’ın bana dediği gibi eğer bir gün öyle bir gün böyle olursam, ne istediğimi bilmezsem nasıl ait olabilirim ki bir yere? Ya da o yer nasıl benim olabilir ki? Nasıl bir bütün olabiliriz ki biz? “Önce şu denge sorununu bir hallet.” dedi bana, bir gün. “Sen kendinden emin değilsin ki benden nasıl emin olacaksın?” dedi. İyi de Barış, bilmiyorsun ki… Her şey güvenle başlıyor, bu hayatta. Güven duygun yoksa emin de değilsin işte. Ne kimseden ne kendinden… Kendime güveniyorum, aslında. Tanıyorum yani kendimi. Yerimi, yönümü, evimi... Varlığıyla bana sıcaklık vereni seviyorum. Sıcak; -benim için- eş anlamında güven mi demek bilmiyorum. Öyleyse bile en başta o ana ait olamıyorum. Ve işte sorun orada başlıyor. Hep bir adım ötesini düşünüyor kalbim, aklım, ruhum. Bir de kalanları değil, bırakıp gidenleri düşünüyor. O anda olamıyorum ki o ana ait olayım. Bir gün yemeğe çıkmıştık Barış ile. Nasıl güzel bir sonbahar günüydü, hatırlıyorum. Yağmurlu, romantik, kendinden aşk dolu… Hani o anı bozmak isteseniz de zorlasanız olmaz. Ama benim doğuştan böyle bir yeteneğim var bence. Gözüm telefonunun ekranına takıldı, kırıktı camı. Süzdüm, inceledim. O anlatırken, ben başka şeylere daldım gittim. “Umarsız.” dedim kendi kendime, maddi durumu yerinde olmasına rağmen bal gibi de umarsız… Değiştirmemiş ekranı. Şimdi bu onu rahatsız etmiyorsa ilerde birçok şey rahatsız etmeyebilir. Bana güven vermedi bu durum. Ait olamadım ne oraya, ne o ana, ne de ilişkiye... Zaten bir süre sonra da kopup gittim. Şimdi baktığımda pişman mıyım? Hayır, ne yazık ki… Çünkü en başta seçimlerim bana ait. Ve beni ben yapan, bana varlığımı hissettiren en temel duygum. Onlarla ayaktayım, onlarla var oluyorum. Ben, en başta onlarla kendime ait oluyorum. Bencil değilim, hiç olmadım. Ama hep her şeyden önce kendim vardım. İlk aidiyet duygumu kendimle yaşadım. Kendimi sevmeyi öğrendim, korumayı, önemli ve özel olmayı. Beni ben yapan, bana ait olan her şeyi sevdim. Mecburdum ama işin tuhafı mecbur olmayı da sevdim. Ama kendimle beraber insanları da seviyorum, bu hayatta. Kolay gidemiyorum kimselerden, kolay ayrılamıyorum. Başkalarının aksine hep düşünüyorum arkada kalanı. Özler mi acaba, sever mi acaba? Ayrılık hata mı, acaba? Seda’nın dediği gibi olmuyor mesela, onun gibi her zaman dönüp arkamı uzaklaşamıyorum. Kendi deyimiyle defteri bir kez daha açmamak üzere kapatamıyorum. Ya o sayfalarda hala bana ait bir şey varsa, keşfedilmeyi bekleyen? Ama asıl olay burada başlıyor. Hem böyle diyorum, dönüyorum, dolaşıyorum yine de döndüğüm, dolaştığım yerde duramıyorum, tekrar gidiyorum. “Acaba hayatına çok mu müdahale ediyorsun?” der, ara sıra Seda. Hani biraz uzaktan izleyip ne olduğunu görsen acaba o akışta ruhun kendini biraz daha zamana, mekâna, o ana ait hisseder mi der. Belki bunun hepsini böyle söylemez tabii ama ben anlarım onu. İnsan en iyi arkadaşını anlamaz mı? Anlarım anlamasına ama insan azcık sağını, solunu toplamaz mı? Hayatında neler oluyor diye biraz bakmaz mı? Belki de ben birazla aşırıyı karıştırıyorumdur, henüz bilmiyorum. Varsın olsun yani hayatımda her ne olursa olsun, kendimle büyüyorum ben. Genç bir kadın olarak varlığımı önce kendime ait buluyorum. Uzun yollar yürüyorum hep, biliyorum keşfedilmeyi bekleyen bir sürü durak var hayatımda. Her günden yeniden yeni bir şeyler öğreniyorum. Bunu ben seçtim çünkü dalgaları, denizleri, dağları, durakları, yürünecek yolları… Kendimi bulmayı ben seçtim, kendimle buluşmayı…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeryüzü-Gökyüzü

Moda'nın Modası

3-2-1 Perde!