Portofino

Ne zaman “Portofino” parçasını duysam… Yaz akşamlarına kibarca eşlik eder. Aklım hep çocukluğumun hafif esintili o gecelerine gider, 1980'li yillarin sonlarına. İçim bir buruk özlemle dolar.
Büyüme çağımın en önemli zamanları bir spor klubünun lokalinde geçmiştir. Hafta sonunun kışlarında ancak hava karardıktan sonra eve döndüğümüz uzun çay saatlerini hatırlarım. Akşam yemeği, Pazar banyosu ve “Bizimkiler” dizisi... Sonra yataklara yollanırdık. Evet, o günler de en önemli hafta sonu gezmeleriydi lokalde toplanan teyzelerin şömine başındaki çay saatleri. Kış uzundu, kış soğuktu ve bizim fazla bir seçeneğimiz yoktu. Uzun uzun dinlerdik onları. Bazen bizden sıkıldıklarında “of, hadi çok gürültü yaptınız, biraz kenarda oynayın” derlerse kaçar, 1- 2 saat ortadan kaybolurduk. O dönem zaman zaman değişen arkadaşlarım olurdu. Kiminin kızı, kiminin torunu, kiminin yeğeni… Hepsi ara sıra gelirdi de ben demirbaştım. Bana “anneannesinin çantası” derlerdi. Sonbaharlar, kışlar böyle geçerdi işte. Uzundu ama nasılsa biter, arkasından hep yaz olurdu Havalar geç kararmaya başlayıp da "Bizimkiler" dizisi yayından kalkmışsa artık salonun açık kısmına geçme zamanı gelmiş demekti. Yani okul bitmiş, uyku ve yemek saatleri çoktan değişmişti. Artık sadece Pazar değil, istediğimiz zaman banyo yapabilirdik. Hem de havuza girip, terden sırılsıklam olana kadar oyunlar oynadıktan sonra… Her gün orada olsak bile zaman, plaj, güneş, kum, oyun bahçesi derken çabucak akıp geçerdi. Başta hafif esinti olurdu akşamları ama montlarımızı giydikten sonra üşümez, deniz kenarından hiç vazgeçmezdik. Sonra gitme saati gelirdi. Bizim için eve dönmek demek akşam yemeği zamanıydı. Yani ben ve anneannem için… Genelde ne zaman arkadaşları akşam yemeğine kalacak olsalar, o gitmek isterdi hep, özellikle hafta sonu. Ben ise “Deniz, hadi eve “ diye seslenilişini duyana kadar “acaba, bu sefer, kalıyor muyuz ?” derdim kendime. O zamanlar hayat çok güzeldi. İnsanlar akşam yemeğine gelecekler ise en şık halleri ile hava kararmadan görünmeye başlarlardı, lokalin kapısında. Ben, hep gündüz üşüttüğüm için burnumu çekerek, anneannemin elinden tutmuş vaziyette geçerdim, yanlarından. Yavaş yavaş dolan masaların arasında hoş bir akşam rüzgârı eserdi. Hep bu sefer mi acaba dediğimde, sadece 2 kez tutturabildim. Hazırlıkları devam eden masalarda sonra ne olduğunu sadece o zamanlar görebildim. O geceler, hayatımda çok önemli ve özel kaldılar. Biz eve giderken müzik başlarmış, meğer. Genç bir solist kız çıkarmış sahneye ince sesiyle.”I found my love in Portofino” dermiş, rüzgar esermiş,tatlı tatlı yüzüme vururmuş. Sonra renkli neonlar yanarmış.Kadehler tokuşturulurken, kahkahalarla güler insanlar arasında çocuklar yine koşarlarmış. Uykular gelinceye dek.. Ben çocukmuşum, bilmezmişim.
Ben çocukmuşum, bilmezmişim neden eve döndüğümüzü. Hep dua ederdim ama… Gündüz beraber oturdukları hanım arkadaşlarının eşleri -gece onlara eşlik etmek için- geldiğinde anneannem eve dönmek için izin ister, yanlarından ayrılırdı. Dedem yeni ölmüştü. Anneannem ise sadece 53 yaşındaydı. Yani şu an tam da annem kadar. Bir gün bir arkadaşına anlatırken duydum yıllar sonra. Utanırmış çiftlerin arasında yalnız olmaktan, rahatsız etmek istemezmiş. Belki de içten içe dedemi özlermiş, kimbilir… Şimdi anlıyorum. Artık 31 yaşındayım, ben. O arkadaşlarının hiç biri yok. O lokal öyle değil. O şömine çoktan yıkıldı. O masalar çoktan değişti. Benim oynadığım, gezdiğim yerlerin yerinde yeller esiyor. Sadece anılardan ibaret her şey… Ama o zamanlar dünmüş gibi canlanır gözümde, ne zaman bir yerde “Portofino”yu duysam… Rüzgârlı yaz gecelerine gider aklım.
Artık 31 yaşındayım. Hayatta unutulmazlar vardır, hep. Bir yaz gecesi balkonunuzda otururken sokak çalgıcıları sizi geçmişe, o unutulmazlara götürür işte böyle. Siz de gözleriniz nemli, bunları yazarsınız…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeryüzü-Gökyüzü

Moda'nın Modası

3-2-1 Perde!