Adaçayı
Sakin bir balıkçı köyünün çay bahçesindeyim. Sahilde, yağmurlu bir hava. Etrafta kimsecikler yok. Yaz çoktan bitti. Sonbahara girdiğimiz şu günler, benim buranın en sevdiğim zamanları. Deniz, martılar ve en güzel yeşil. Sessizliğe karışan teknelerin sesi... Hepsi bana, dünü, bugünü ve yarını hatırlatıyor. Eski ile yeninin iç içe geçtiği ama hala tertemiz, kirletilmemiş bir yer burası. Baktığınızda gerçekten içinde mavinin, yeşilin, sarının, hatta en olmadık grinin bile her tonunu görmeniz mümkün. Şehrin göbeğinde sizi rahatsız eden onlarca türlü gürültüye karşı burada sadece tavla taşları ya da balıkçıların çığırışları var. İskeleden, denize köpüklerini saça saça açılan bir motor gördüğünüzde “haydi, rastgele” demek gelir içinizden. Söylemeseniz bile, kalpten geçen bir cümleye dönüşür bu. “Kaptan, balıklar bol ola.” Ne de olsa balıkçı köyü burası. Sessiz ve huzur dolu…
Buraya ilk geldiğimde 8 yaşındaydım. Koridorlarında hiç unutamadığım kırmızı halıların olduğu bir otele gelmiştim, ilk defa. O kadar çok çocuk vardı ki, bahçesindeki süs havuzunun kenarında “dansa davet” oynamıştık. Hani şu kızların erkeklerle karşılıklı durduğu ve onlardan “benimle dans eder misin” daveti beklediği oyun. Biz kızlar teklifi, ya önlerinde hafifçe eğilerek kabul eder ya da bacağımızı çapraz hale getirmek suretiyle red ederdik. Belki de yirmili yaşların, ilk acemi flörtlerin alıştırmasıydı bu. Belki de bu yüzden akşam üzeri denizden çıktığımızda ilk iş olarak, odalarımızda hazırlanıp süslenerek bu buluşmalara koşuyorduk. O zaman benim için en önemli şey "deniz" demekti, tatilde. Sabahları daha kahvaltıya inmeden önce mayomu giyer, oyuncaklarımı toplar, akşama kadar sudan çıkmazdım. Buradaki tatil uzun, kırmızı halılarda, kaybolmadan odaları bulmaktan ibaretti ya da balkonlardan birbirine bağırmaktan… Şimdi oturduğum bahçeye gelip gelmediğimi bile hatırlamıyorum. 8 yaşındayken adaçayı sevmezdim, çünkü. Ama sabaha karşı ikide fırından çıkan sıcacık poğaçaları nasıl da iştahla beklediğimi unutmam mümkün değil. Başka şeyler beni çok ilgilendirmezdi. Buna, bir gece hepimizi ”kalkın kocalarınızın koynundan” diye bağırıp naralar atarak uyandıran, şimdi rahmetli bir sanatçı da dahil.. Ama yine de hatırlıyorum sabahın ilk ışıkları bile doğmamışken,ufak bahçede verdiği konseri. Bu sanatçı sonraları ülkesinde politik görüşleri yüzünden dışlandı ve aramızdan küs olarak öbür dünyaya göçtü gitti. Ama o gece yarısı kimseye küsmemişti. Gecelikleri ve pijamaları ile tüm büyükler bir yana dursun,yerde anne, babaların dizlerinin dibindeki biz çocuklar bile onu deli gibi alkışlamıştık. Yıllar sonra onun kim olduğunu öğrendiğimde kendimi çok şanslı bulmuştum. Evet, çünkü o gece annemle benim de saçlarımıza yıldız düşmüştü.
Zaman çabuk mu geçiyor emin olamıyorum şimdi. Bu anıların üstünden geçip giden tam 24 seneye rağmen. O otel artık yok . Ama ben yine buradayım. Bir dut ağacı vardı girişinde, bir de jetonlu telefon kulübesi. Benim yine ilk gençlik aşkıma tanıklık eden. Kırmızı halılı odaları vardı, içine kapanıp özlemle ağladığım. Yaşanan hayatlar vardı. Dans kavalyesini seçen biz vardık, gün batımında viskilerini yudumlayan büyükler... Seneler sonra ben yapıyorum burada şimdi aynısını. O zamanlar varlığı bile olmayan kardeşim tam 15 sene önce oynadı o kumlarda.
Hayat aynı yerde aynı yine huzurla devam ediyor şimdi. Buranın dününü, bugününü ve yarınını yaşayarak.
Masamda bir bardak adaçayı eşliğinde…
Buraya ilk geldiğimde 8 yaşındaydım. Koridorlarında hiç unutamadığım kırmızı halıların olduğu bir otele gelmiştim, ilk defa. O kadar çok çocuk vardı ki, bahçesindeki süs havuzunun kenarında “dansa davet” oynamıştık. Hani şu kızların erkeklerle karşılıklı durduğu ve onlardan “benimle dans eder misin” daveti beklediği oyun. Biz kızlar teklifi, ya önlerinde hafifçe eğilerek kabul eder ya da bacağımızı çapraz hale getirmek suretiyle red ederdik. Belki de yirmili yaşların, ilk acemi flörtlerin alıştırmasıydı bu. Belki de bu yüzden akşam üzeri denizden çıktığımızda ilk iş olarak, odalarımızda hazırlanıp süslenerek bu buluşmalara koşuyorduk. O zaman benim için en önemli şey "deniz" demekti, tatilde. Sabahları daha kahvaltıya inmeden önce mayomu giyer, oyuncaklarımı toplar, akşama kadar sudan çıkmazdım. Buradaki tatil uzun, kırmızı halılarda, kaybolmadan odaları bulmaktan ibaretti ya da balkonlardan birbirine bağırmaktan… Şimdi oturduğum bahçeye gelip gelmediğimi bile hatırlamıyorum. 8 yaşındayken adaçayı sevmezdim, çünkü. Ama sabaha karşı ikide fırından çıkan sıcacık poğaçaları nasıl da iştahla beklediğimi unutmam mümkün değil. Başka şeyler beni çok ilgilendirmezdi. Buna, bir gece hepimizi ”kalkın kocalarınızın koynundan” diye bağırıp naralar atarak uyandıran, şimdi rahmetli bir sanatçı da dahil.. Ama yine de hatırlıyorum sabahın ilk ışıkları bile doğmamışken,ufak bahçede verdiği konseri. Bu sanatçı sonraları ülkesinde politik görüşleri yüzünden dışlandı ve aramızdan küs olarak öbür dünyaya göçtü gitti. Ama o gece yarısı kimseye küsmemişti. Gecelikleri ve pijamaları ile tüm büyükler bir yana dursun,yerde anne, babaların dizlerinin dibindeki biz çocuklar bile onu deli gibi alkışlamıştık. Yıllar sonra onun kim olduğunu öğrendiğimde kendimi çok şanslı bulmuştum. Evet, çünkü o gece annemle benim de saçlarımıza yıldız düşmüştü.
Zaman çabuk mu geçiyor emin olamıyorum şimdi. Bu anıların üstünden geçip giden tam 24 seneye rağmen. O otel artık yok . Ama ben yine buradayım. Bir dut ağacı vardı girişinde, bir de jetonlu telefon kulübesi. Benim yine ilk gençlik aşkıma tanıklık eden. Kırmızı halılı odaları vardı, içine kapanıp özlemle ağladığım. Yaşanan hayatlar vardı. Dans kavalyesini seçen biz vardık, gün batımında viskilerini yudumlayan büyükler... Seneler sonra ben yapıyorum burada şimdi aynısını. O zamanlar varlığı bile olmayan kardeşim tam 15 sene önce oynadı o kumlarda.
Hayat aynı yerde aynı yine huzurla devam ediyor şimdi. Buranın dününü, bugününü ve yarınını yaşayarak.
Masamda bir bardak adaçayı eşliğinde…
bundan sonra her adacayi icisimde baskasina ait anilar gelecek aklima :)
YanıtlaSilbu tatli yorumu simdi gordum, ne yazik ki:) baskalarinin anilarini hatirlamak, ne guzel :)) tesekkurler..
YanıtlaSil